<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TARİH/ARKEOLOJİ | Tuluyhan Bildiriyor</title>
	<atom:link href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/category/tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com</link>
	<description>Tuluyhan Bildiriyor</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Aug 2024 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>
	<item>
		<title>Laodikeia Antik Kenti’nde Skylla Grubu Heykeller Keşfedildi</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/laodikeia-antik-kentinde-skylla-grubu-heykeller-kesfedildi/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/laodikeia-antik-kentinde-skylla-grubu-heykeller-kesfedildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2024 09:40:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[TULUYHAN'IN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: Arkeofili.com Heykeller, Hellenistik Dönem’in barok stilini yansıtan ve orijinal boyalarıyla günümüze ulaşan nadide eserler olması bakımından önem taşıyor. Homeros’un Odysseia Destanı’nda, Odysseus’un Troya Savaşları sonunda 10 yılda memleketine dönüşünde başından geçen olaylar içinde deniz canavarı Skylla ile olan karşılaşması önemli bir yer tutuyor. Destana göre Skylla, Messina Boğazı’nda (İtalya kıyıları) pusuda bekleyen kadın başlı&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/laodikeia-antik-kentinde-skylla-grubu-heykeller-kesfedildi/">Laodikeia Antik Kenti’nde Skylla Grubu Heykeller Keşfedildi</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_3697" aria-describedby="caption-attachment-3697" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Skylla2.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-3697" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Skylla2-300x195.jpeg" alt="" width="300" height="195" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Skylla2-300x195.jpeg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Skylla2-768x498.jpeg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Skylla2.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3697" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 13px; color: #555555;">Denizli’deki Laodikeia Antik Kenti’nde devam eden sahne binasının restorasyon çalışmaları sırasında renkli Skylla Grubu heykelleri keşfedildi!</span></figcaption></figure>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://arkeofili.com/">Arkeofili.com</a></strong></p>
<p>Heykeller, Hellenistik Dönem’in barok stilini yansıtan ve orijinal boyalarıyla günümüze ulaşan nadide eserler olması bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Homeros’un Odysseia Destanı’nda, Odysseus’un Troya Savaşları sonunda 10 yılda memleketine dönüşünde başından geçen olaylar içinde deniz canavarı Skylla ile olan karşılaşması önemli bir yer tutuyor. Destana göre Skylla, Messina Boğazı’nda (İtalya kıyıları) pusuda bekleyen kadın başlı vücudunun alt kısmı çepeçevre vahşi köpeklerden oluşan bir deniz canavarıydı. Odysseus’un gemisi bu canavarın pusuya yattığı mağarasının önünden geçerken köpeklerin saldırdığı ve Odysseus’un altı arkadaşı Stesios, Ormenios, Ankhimos, Ornytos, Sinopos ve Amphinomos’u parçalayıp yediği anlatılıyor.</p>
<div class="google-auto-placed ap_container">&nbsp;</div>
<p>Kazı Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, antik kentte bulunan “eşsiz ve renkli” Skylla grubu heykellerinin, Batı Tiyatrosu sahne binasının restorasyon çalışmaları sırasında bulunduğunu söylüyor.</p>
<p>Bu çalışmalarda pagan inancının sona ermesi ve Hristiyanlığın başlamasına bağlı olarak, sahne binasına ait heykellerin bir kısmının sağlam, bir kısmının da kırılarak loca altlarındaki dolgulara atıldıklarını belirten Prof. Dr. Şimşek, “Bu heykellerden en önemlilerinin başında Skylla grubu yer alıyor. Dolgu içinde Skylla Canavarı grubunu oluşturan Skylla başı ve eli, Skylla’nın kasık etrafında yer alan vahşi köpeklerin saldırarak öldürdüğü Troya Savaşlarının Ithaka Kralı Akhalı kahramanı Odysseus’un gövdesi, arkadaşlarına ait birinin başı olan iki gövde üstü ile gemi pruvası bulundu.” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şimşek, heykellerin barok stilde milattan önce 2. yüzyıl başlarında Rodoslu heykeltıraşlar Athanadoros, Hagesandros ve Polydoros tarafından yapıldığını söylüyor.</p>
<p>Heykel grubunun arkeoloji dünyasında erken Roma dönemine ait tek kopyası, 1957 yılında İtalya’nın batısında, İmparator Tiberius’ın villasının bulunduğu Sperlonga’da bir mağara önünde tespit edilmişti.</p>
<p>Prof. Dr. Şimşek, “Ancak bizim Laodikeia Batı Tiyatrosu’nda tespit ettiğimiz bu grup, özellikle de geç Hellenistik erken imparatorluk, yani erken Augustus Dönemi’ne, MÖ 27 ila MS 14 yıllarına tarihleniyor ve arkeoloji dünyasında bu ana kadar tespit edilen en erken Hellenistik dönem orijinine göre yapılan orijinal grup” diyor.</p>
<p>“Bugüne kadar arkeoloji dünyasındaki bulunan ve orijinaline göre yapılan en erken eser grubu olması bakımından çok önemli. Renkleriyle birlikte bu parçaları ortaya çıkarmış olmamız hakikaten bizi çok sevindirdi. Bu yönüyle de bu eserler şu anda arkeoloji dünyasında en erken ve böyle Homeros destanlarında, Odysseia destanında anlatılan önemli bir efsaneyi somut olarak arkeolojik verilerle bulduğumuz eserler olması bakımından çok önemli.”</p>
<p>Araştırmacılar, vahşi Skylla köpeğinin saldırdığı figürün yüzündeki acı ifadesinin çok gerçekçi ve kaliteli tasvir edildiğini belirtiyor. Ayrıca figürün boyaları iyi derecede korunarak günümüze kadar ulaşmış.</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/laodikeia-antik-kentinde-skylla-grubu-heykeller-kesfedildi/">Laodikeia Antik Kenti’nde Skylla Grubu Heykeller Keşfedildi</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/laodikeia-antik-kentinde-skylla-grubu-heykeller-kesfedildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BABİL, BUHTUNNASR (NEBUKADNEZAR)</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/babil-buhtunnasr-nebukadnezar/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/babil-buhtunnasr-nebukadnezar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2024 20:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[TULUYHAN'IN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkes mistik havalara giriyor, kıyameti, Mehdi’yi filan çağırıyor ama işin aslı çok başka.. IRAK’ın işgali üzerinden kaç sene geçti yıllar içinde her şey değişti dünya değişti en önemlisi değerler değişti ama değişmeyen tek şey İsrail’in Saddam Hüseyin korkusu. Çünkü Saddam BABİL’i tekrar ayağa kaldıracaktı BUHTUNNASR’ın mirasına sahip çıkıyordu işgal bu yüzden yapıldı.. Restorasyon kazılar hızla&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/babil-buhtunnasr-nebukadnezar/">BABİL, BUHTUNNASR (NEBUKADNEZAR)</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="entry-content">
<div class="xdj266r x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs x126k92a">
<div dir="auto"><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1.jpg"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-3682 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1-300x169.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1-728x410.jpg 728w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1-400x225.jpg 400w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1-180x100.jpg 180w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/Babil-Kulesi-768x432-1.jpg 768w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Herkes mistik havalara giriyor, kıyameti, Mehdi’yi filan çağırıyor ama işin aslı çok başka..</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">IRAK’ın işgali üzerinden kaç sene geçti yıllar içinde her şey değişti dünya değişti en önemlisi değerler değişti ama değişmeyen tek şey İsrail’in Saddam Hüseyin korkusu. Çünkü Saddam BABİL’i tekrar ayağa kaldıracaktı</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">BUHTUNNASR’ın mirasına sahip çıkıyordu işgal bu yüzden yapıldı.. Restorasyon kazılar hızla ilerliyordu BUHTUNNASR yani NEBUKADNEZAR’ın asırlar ötesine kalan rüyası “ DÜN AKŞAM BEN BİR RÜYA GÖRDÜM, AMA KALKINCA UNUTTUM dediği ve günümüzün MATRİX filminde Morpheus tarafından insanlığa hatırlatılan BABİL, Saddam Hüseyin tarafından tamamlanacaktı</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Çünkü Keldani kralı NEBUKADNEZAR Kudüs’ü ele geçirmiş, her yeri yakıp yıkmış Hz. SÜLEYMAN tapınağını yok etmiş, bu arada Kutsal AHİT SANDIĞI kaybolmuş, geride kalanları sağ kalan Musevileri BABİL’e götürmüş ve Musevileri yıllarca köleliğe mahkum etmiş. İşte SADDAM’ın suçu büyüktü, bu mirasa sahip çıkıyordu. Eğer şehri tekrar yapabilirse NEBUKADNEZAR’ın RUHU tekrar can bulacaktı, Kazıların başında durmak için BABİL ŞEHRİ sınırına çok büyük bir saray yaptırdı.</div>
</div>
<div class="x11i5rnm xat24cr x1mh8g0r x1vvkbs xtlvy1s x126k92a">
<div dir="auto">Koskoca bir şehrin kazıları ve restorasyonu korkunç bir bütçe gerektiriyordu. İstenilen para KUVEYT’İN PETROL yataklarında vardı. Ve olanlar oldu. SADDAM HÜSEYİN KUVEYT’i işgal etti. Gerisini biliyorsunuz..</div>
<div dir="auto">Sapkın, bağnaz, yobaz düşüncenin nelere mal olduğunu hep beraber yaşadık, yaşıyoruz.</div>
<div dir="auto"><a href="http://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n.jpg"><img decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-5101" src="http://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n-300x170.jpg" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" srcset="https://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n-300x170.jpg 300w, https://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n-768x436.jpg 768w, https://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n-728x410.jpg 728w, https://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n-400x225.jpg 400w, https://www.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2024/08/454204163_1018668696382511_9108101468033743229_n.jpg 952w" alt="" width="300" height="170"></a>TULUYHAN UĞURLU</div>
</div>
</div>
<footer class="entry-footer clearfix">
<div class="col-left">&nbsp;</div>
<div class="col-right">
<div class="entry-share clearfix">&nbsp;</div>
</div>
</footer>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/babil-buhtunnasr-nebukadnezar/">BABİL, BUHTUNNASR (NEBUKADNEZAR)</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/babil-buhtunnasr-nebukadnezar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezopotamya: İki Nehrin Arası</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/mezopotamya-iki-nehrin-arasi/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/mezopotamya-iki-nehrin-arasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2021 08:16:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: https://arkeofili.com/ Bu toprakların sakinleri astronomiden matematiğe ve mimariye kadar birçok farklı alanda çok sayıda keşfe ve gelişime imza attı. Mezopotamya, günümüzde Irak’ın tümü, Suriye’nin doğusu, Türkiye’nin güneydoğusu, Batı İran’ın ve Kuveyt’in ise bir kısmını kapsayan geniş alanı ifade ediyor. Kökeni Antik Yunanca olan Mezopotamya kelimesi “iki nehrin arasındaki toprak” anlamına geliyor; burada bahsedilen nehirler&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/mezopotamya-iki-nehrin-arasi/">Mezopotamya: İki Nehrin Arası</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/06/mezo1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3617 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/06/mezo1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/06/mezo1-300x200.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/06/mezo1-768x512.jpg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/06/mezo1.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Kaynak: <a href="https://arkeofili.com/">https://arkeofili.com/</a></p>
<p>Bu toprakların sakinleri astronomiden matematiğe ve mimariye kadar birçok farklı alanda çok sayıda keşfe ve gelişime imza attı.</p>
<figure class="wp-block-image size-large"></figure>
<p>Mezopotamya, günümüzde Irak’ın tümü, Suriye’nin doğusu, Türkiye’nin güneydoğusu, Batı İran’ın ve Kuveyt’in ise bir kısmını kapsayan geniş alanı ifade ediyor. Kökeni Antik Yunanca olan Mezopotamya kelimesi “iki nehrin arasındaki toprak” anlamına geliyor; burada bahsedilen nehirler her ikisi de Türkiye’nin doğusundan çıkıp Basra Körfezi’ne dökülen Fırat ve Dicle.</p>
<p>En eski yazı sisteminin yanı sıra dünyanın en eski şehirlerinden bazıları da Mezopotamya’da kurulmuştu. Bu toprakların sakinleri astronomiden matematiğe ve mimariye kadar birçok farklı alanda çok sayıda keşfe ve gelişime imza attı. Sümerler, Asurlar ve Babilller de dahil birçok kültür ve imparatorluğa ev sahipliği yapan bu topraklarda kentsel savaşlara dair erken kanıtlara da rastlanıyor.</p>
<p class="has-medium-font-size"><strong>Mezopotamya kentleri</strong></p>
<p>Arkeolojik çalışmalar Mezopotamya’da Uruk, Eridu ve Hamoukar gibi çok sayıda kentin doğup geliştiğini gösteriyor. Columbia Üniversitesi’nden antik yakındoğu sanatı ve arkeolojisi profesörü Zainab Bahrani’nin belirttiğine göre, bir antik Babil efsanesinde bu kentlerden biri olan Eridu’nun dünyanın en eski kenti olduğundan ve tanrılar tarafından yaratıldığından; daha hiçbir kent yokken hatta hiçbir canlı yeryüzüne ayak basmamışken Eridu’nun var olduğundan bahsediliyor.</p>
<p>(<a href="https://arkeofili.com/babil-krali-hammurabi-kimdi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label="Babil Kralı Hammurabi Kimdi? (yeni sekmede açılır)">Babil Kralı Hammurabi Kimdi?</a>)</p>
<p>Babiller için Eridu’du dünyadaki ilk kent iken günümüz arkeologları için durum böyle değil. 20. yüzyılın ortalarında kazılan alanda bulunan en eski eser ve yapılar yaklaşık 7.300 yıl öncesi tarihleniyor.</p>
<p>Mezopotamya’daki Uruk gibi diğer kentler de aşağı yukarı aynı döneme denk geliyor. Çatalhöyük ve Batı Şeria’da yer alan Eriha gibi Mezopotamya dışındaki kentler daha da eskiye, yaklaşık 9.500 yıl öncesine tarihleniyor.</p>
<figure class="wp-block-image size-large"></figure>
<p class="has-medium-font-size"><strong>Çivi yazısının doğduğu topraklar</strong></p>
<p>Mezopotamya birçok araştırmacının dünyanın en eski yazı sistemi olduğuna inandığı, günümüzden 5.200’ü aşkın yıl öncesine dayanan çivi yazısının da doğduğu toprak. Kil tabletler üzerine kazınan ve çiviye benzemesinden dolayı günümüz araştırmacıları tarafından “çivi yazısı” olarak adlandırılan bu yazı sistemi Sümerce, Asurca ve Babilce gibi pek çok dilde kullanılmış.</p>
<p>Mezopotamya halkı bu yazı sistemini kullanarak çok çeşitli konular kaleme almış. Bu konular arasından dünyanın en eski edebi eseri sayılan Gılgamış Destanı’nın yanı sıra din, ticaret, bilim, hukuk ve hatta antik bilmeceler de dahil birçok yazı yer alıyor.</p>
<div class="google-auto-placed ap_container">&nbsp;</div>
<p>Çivi yazısının üzerinde semboller olan ve bazen resimli kil toplara sarılmış toprak jetonlardan türemiş olabileceği düşünülüyor. Kil toplar içerisindeki jetonların ne anlama geldiğini bulmaya yönelik araştırmalar devam ediyor.</p>
<p class="has-medium-font-size"><strong>Mezopotamya’da bilim ve matematik</strong></p>
<p>Mezopotamya birçok bilimsel ve matematiksel keşfe de beşiklik etmiş bir yer. Trigonometriye dair en eski kanıtlara 3.700 yıllık bir Babil tabletinde rastlanıyor. Geçtiğimiz tarihlerde yapılan araştırmalar antik Babillerin kalkülüsün ilkel bir formunu keşfettiğini ve bunu Jüpiter’in hareketlerini takip etmede kullandığını gösteriyor.</p>
<p>Mezopotamya halkının temellerini attığı takvim ve zaman kaydetme gibi matematiksel ve astronomik keşifler bugün hala kullanılmaya devam ediyor.&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
<p class="has-medium-font-size"><strong>Mezopotamya mimarisi</strong></p>
<p>Mezopotamya halkı mimari, mühendislik ve inşada da maharetliydi. Ekinleri sulamak için inşa ettikleri durmadan değişen kompleks kanal sistemleri ve su setleri yağış almayan yerlerde bile bereketli hasatlar yapılmasını sağlıyordu. Bu sulama sistemleri, çoğu zaman tarıma elveriş sağlayacak yeterlilikte yağış almayan Güney Mezopotamya için özellikle önemliydi.</p>
<p>Mezopotamya mimarisinin etkileyici bir diğer başarısı da bölge kentlerinin ufkunu bezeyen piramit benzeri dini yapılar olan zigguratlardı. Mimari ve ritüelistik bir perspektiften değerlendirildiğinde, bir ziggurata tırmanma deneyimi belirli yerlerde durulup dönüldüğü, hürmetkarca yukarı tırmanıldığı törensel bir hareketti.</p>
<p>Yaklaşık 2.500 yıl önce Babil kralı II. Nebukadnezar tarafından Tanrı Marduk’a ithafen inşa ettirilen zigguratın Eski Ahit’teki Babil Kulesi olayına ilham vermiş olabileceği düşünülüyor.</p>
<p>Babil kentine giriş sağlayan sekiz kapıdan biri olan İştar Kapısı modern araştırmacılar tarafından mimari bir şaheser olduğu düşünülen bir diğer Mezopotamya yapısı. Marduk zigguratı gibi II. Nebukadnezar tarafından inşa ettirilen bu yapı üzeri sıra halinde duran boğa ve ejder imgeleriyle bezenmiş sırlı mavi tuğlalarla döşeli.</p>
<p>Mezopotamya’daki bir diğer mimari başarı birçok antik yazar tarafından dünya harikası olarak atfedilen Babil’in Asma Bahçeleri. Yunan filozof Strabon (MÖ 63-MS 24 dolayları) bahçelerde asılı kemer ve merdivenlerin arasında birçok bitki ve ağacın yetiştiğinden ve pompalama sistemiyle suyun yukarılara çıkartılıp bahçelerin sulandığından bahsediyor.</p>
<p>Arkeologlar bugüne kadar herhangi bir kalıntıya rastlamadığından, bahçelerin gerçekten var olup olmadığı tartışılmaya devam ediyor. Konuya dair ortaya atılan iddialardan biri de bahçelerin gerçekte var olduğu ancak sanıldığı gibi Babil de değil Ninova’da yer aldığı yönünde.</p>
<p class="has-medium-font-size"><strong>En etkili kültürler</strong></p>
<p>Tarih boyunca Mezopotamya’da birçok farklı halk, kültür, medeniyet ve imparatorluk doğup gelişmiş. Bunlardan biri de yaptıkları keşifler ve geliştirdikleri teknolojiler geçmişten bugüne dünyamızı şekillendiren Sümerler. MÖ 4. binyılda ortaya çıkıp yayılan Sümerler her ne kadar güçlü bir devlet kurmuşlarsa da politik olarak yekparelikten uzaktı.</p>
<p>Çokça bilinen bir diğer Mezopotamya halkı ise Asurlardı. Antik dönemlerde Orta Doğu’nun büyük bölümü boyunca uzanan bir imparatorluk inşa eden bu halk Asur, Ninova ve Nimrud da dahil birçok kent kurmuştu. Günümüz Asurları bugün hala Irak ve Suriye’de yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Mezopotamya’da doğup gelişen halklar arasında Babiller de bulunuyor. Yaklaşık 2.500 yıl önce en güçlü dönemlerinde Basra Körfezi’nden Mısır sınırlarına kadar uzanan devasa bir imparatorluk kuran Babiller matematik ve astronomide de çığır açan keşifler yapmıştı.</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/mezopotamya-iki-nehrin-arasi/">Mezopotamya: İki Nehrin Arası</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/mezopotamya-iki-nehrin-arasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Urartu Ordusunun Savaş Sırları</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/urartu-ordusunun-savas-sirlari/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/urartu-ordusunun-savas-sirlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 May 2021 11:14:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: https://www.urartular.com.tr/ Urartu ordusunun yapısal karakteri hakkında, Urartu ve Assur yazılı kaynaklarının yanında Urartu yerleşme alanları ve nekropollerinde bulunan silah ve at koşum takımları ile Urartu tunç eserler üzerindeki savaş ve asker tasvirlerinden yola çıkarak bir şeyler söylenebilir. Ordunun dini niteliği daima vurgulanır. Kral tanrının buyruğu ve kudretiyle sefere çıkar. Bazen tanrı Haldi’nin kendisi mızrağı&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/urartu-ordusunun-savas-sirlari/">Urartu Ordusunun Savaş Sırları</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/ua1f8jlmrkngitn96gde.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3613 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/ua1f8jlmrkngitn96gde-191x300.jpg" alt="" width="191" height="300" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/ua1f8jlmrkngitn96gde-191x300.jpg 191w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/ua1f8jlmrkngitn96gde-651x1024.jpg 651w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/ua1f8jlmrkngitn96gde.jpg 750w" sizes="(max-width: 191px) 100vw, 191px" /></a>Kaynak: <a href="https://www.urartular.com.tr/">https://www.urartular.com.tr/</a></p>
<p>Urartu ordusunun yapısal karakteri hakkında, Urartu ve Assur yazılı kaynaklarının yanında Urartu yerleşme alanları ve nekropollerinde bulunan silah ve at koşum takımları ile Urartu tunç eserler üzerindeki savaş ve asker tasvirlerinden yola çıkarak bir şeyler söylenebilir.</p>
<p>Ordunun dini niteliği daima vurgulanır. Kral tanrının buyruğu ve kudretiyle sefere çıkar. Bazen tanrı Haldi’nin kendisi mızrağı ile sefere çıkar. Bu durum Anzaf Kalkanı üzerindeki bir savaş sahnesinde görsel açıdan da betimlenmiştir. Ön safta tanrı Haldi vücudunun tümünden alevler saçar biçimde, yine alevli mızrağı ile düşman ordusuna saldırır. Arkasından gelen Teişeba (Fırtına Tanrısı), Şiuini (Güneş Tanrısı) Haldi’nin ve Urartu ordusunun manevi/tanrısal gücünü ve kudretini pekiştirir. Daha geriden ise yine ellerinde silahlar ile karışık hayvanlar üzerinde diğer Urartu tanrıları sıralanır. Savaşın kutsallığı hem yazıtlarda hem de Urartu tasvir sanatında sık sık vurgulanmıştır.</p>
<p>Sefer yazıtlarında tanrı Haldi’nin izniyle ve himayesinde savaşa çıktığı anlaşılan Kral, başkomutandır. Tanrı adına orduyu komuta eder. I. Argişti ve II. Sarduri’nin belli ki Assur geleneğinden etkilenerek daha düzenli ve sistematik bir biçimde yazdırdıkları analleri Tanrı, Kral/Başkomutan ve Urartu ordusunun savaş rutinini tekrar tekrar yansıtır. Bu kalıplaşmış anlatım sonucunda düşman her defasında Urartu ordusu karşısında ağır yenilgi almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Tanrı Haldi kılıcı ile sefere çıktı, Mana Ülkesini ele geçirdi, Buštu Ülkesini Argišti’nin ayakları önüne serdi. Tanrı Haldi büyüklüğüyle, Argišti der ki; Efendi Tanrı Haldi&#8217;ye, Fırtına Tanrısı, Güneş Tanrısı (ve) Biainili Ülkesinin (bütün) tanrılarına yalvardım(?). Tanrılar sesimi duydu. Minua Argišti oğlu der ki: Tanrı Haldi güçlüdür. Tanrı Haldi’nin kılıcı güçlüdür.&nbsp;</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>
<p><strong><em>Tanrı Haldi&#8217;nin büyüklüğüyle Buštu Ülkesi üzerine sefere çıktım. Aškaiai Vadisini ele geçirdim. Šatiraraga Ülkesi sağından? ve Ugišti Ülkesi altından sol tarafta uzanan Uišini Ülkesi ve dağlık Alati Ülkesine kadar ilerledim(?). Ülkeyi yaktım, şehirleri yerle bir ettim. Erkek ve kadınlarını sürdüm. Toplamda 7873 kişiyi o yıl (ele geçirdim). Bir kısmını öldürdüm, sağ kalan diğer kısmını sürdüm. 2?90 at, 101 deve, 4909 büyükbaş hayvan, 19550 koyun (ele geçirip) sürdüm.&nbsp;</em></strong></p>
<p>Urartu savaş güçlerinin birkaç kaynaktan oluştuğu söylenebilir. Düzenli ordudan ziyade savaş veya savunma durumunda oluşturulan askeri birliklerden söz edilebilir. Yılın belli dönemlerinde bazı toplulukların orduya asker sağlamakla görevli oldukları ve bu yolla bazı ayrıcalıklar ve muafiyetler kazandıkları anlaşılmaktadır. Özellikle yaz aylarında krallığa bağlı merkez birlikleri sefer programına dahil edilmekteydi. Bunlar bu özel durumlar dışında olasılıkla Urartu toplumu içindeki çiftçi, hayvan sahipleri veya çobanlardı.</p>
<p>Eyaletler önemli askeri kaynaklardır. Belli miktarda asker bulundurdukları savaş esnasında ise eyalet valilerinin asker topladıkları anlaşılır. Diğer bir önemli asker kaynağını ise Aşiretler oluşturmuş olmalıydı. Sefer güzergâhı boyunca Urartu’ya bağlı aşiretler ganimetten pay almak veya askeri yükümlülüklerinden dolayı muhtemelen bu seferlere katılmaktaydılar.</p>
<p>Ordunun sayısal boyutları hakkında İşpuini ve Minua ortak yönetimi dönemine ilişkin bazı yazıtlar bilgi verir. Eski Van Şehri’nde bir kilisede bulunan bir yazıtta Urartu ordusunun 66 savaş arabası, X bin 460 süvari, 15.760 piyadeden oluştuğu ifade edilir. Aynı içerik Kasımoğlu stelinde de tekrarlanmıştır.</p>
<p>Ordunun boyutlarına ve silahlarına ilişkin bir diğer önemli kaynak II. Sarduri’nin seferlerini anlattığı Analı Kız yazıtlarından gelir. Burada bahsi geçen tanımlamalar hakkında tartışmalar hala güncelliğini korumaktadır. Orduyu oluşturan ve ordunun gereksinimi/harcanan miktarlar mı ordunun ele geçirdiği ganimetler mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>92 savaş arabası, 3600 süvari, 352011 atlı ve piyade askerler, bunlardan ardaie&nbsp; askerleri &#8230;turubi, bu isiuse&#8230;..attım ?.. 121 kişi, 10408 at, 132 deve, 12321 inek, 9036 boğa toplamda 21357 büyükbaş hayvan, 35467 koyun, 2114 savaş silahı, 1332 yay, 47970 ok,&nbsp; 122133 kapi arpa, 111 aqarqi şarap, 86 aqarqi 7 tirusi mankali yağı, 7079 MA.NA tunç, 336 Ururda adamını&#8230; turubi.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazıtlardan ve tasvirlerden Urartu ordusunda üç ana birliğin tanımı yapılabilir. Bunların başında savaş arabaları gelir. İki atın çektiği savaş arabasında bir sürücü ile birlikte genellikle bir okçu bulunur. Tasvirlerden ve kazı buluntularından bu araçların oldukça süslü olduğu anlaşılır. Araba kasası, araba oku ve atın taşıdığı eşyaların ve süslerin savaş meydanında aracın manevra kabiliyetini önemli ölçüde azaltabileceği açıktır. Prestij ve propaganda yönü ağır basar ve bu türden araçların savaş meydanında çok tercih edilmediği öngörülür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ordunun ikinci önemli grubunu süvariler oluşturur. Taşıdıkları silahlarla bazen farklı sınıflandırmalara tabi tutulmuşlardır. Yay taşıyanlar, mızrak taşıyanlar, kalkan taşıyanlar ve bazen her ikisini birden taşıyanlar. Bu farklılıklar tasvir anlayışındaki yaklaşımlarla da ilgili olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Piyadeler ise ordu içindeki en büyük grubu oluşturur. Tasvirlerden hareketle bunların mızrak, kalkan veya yay ve ok taşıdıkları söylenebilir.</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/urartu-ordusunun-savas-sirlari/">Urartu Ordusunun Savaş Sırları</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/urartu-ordusunun-savas-sirlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski Türklerde Yemek Kültürü</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-turklerde-yemek-kulturu/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-turklerde-yemek-kulturu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 09:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3606</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: https://yemek.com/ Türk mutfağı, Fransız ve Çin mutfaklarıyla birlikte dünyanın en önemli mutfaklarından biri olarak kabul ediliyor. Şaman atalarımızın Orta Asya’dan getirdiği kültürün Anadolu’nun yerli halklarının kültürleriyle kaynaşmasıyla ortaya çıkmış, harika bir mutfak bizimkisi. Biz de bu öyküyü anlatalım, en eski Türklerden, yani Orta Asya bozkırlarında yaşamış ve bin yıl önce Anadolu’ya göç etmiş atalarımızdan&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-turklerde-yemek-kulturu/">Eski Türklerde Yemek Kültürü</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 12pt;"><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/eski-turkler-otlak.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3607 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/eski-turkler-otlak-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/eski-turkler-otlak-300x200.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/eski-turkler-otlak-768x512.jpg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/eski-turkler-otlak.jpg 1000w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Kaynak: <a href="https://yemek.com/">https://yemek.com/</a></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türk mutfağı, Fransız ve Çin mutfaklarıyla birlikte dünyanın en önemli mutfaklarından biri olarak kabul ediliyor. Şaman atalarımızın Orta Asya’dan getirdiği kültürün Anadolu’nun yerli halklarının kültürleriyle kaynaşmasıyla ortaya çıkmış, harika bir mutfak bizimkisi. Biz de bu öyküyü anlatalım, en eski Türklerden, yani Orta Asya bozkırlarında yaşamış ve bin yıl önce Anadolu’ya göç etmiş atalarımızdan başlayalım istedik.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">&#8220;Mutfak&#8221; kelimesi Arapça &#8220;matbah&#8221;tan dilimize geçip yaygınlaşmadan önce mutfak yerine &#8220;aş ocağı, aşlık, aş evi, aş taamı&#8221; kelimelerini kullanırdık. Başlıca geçim kaynağı hayvancılık olan atalarımız, sürülerine iyi otlaklar bulmak ve zorlayıcı doğa koşullarında ayakta kalabilmek için belirli sınırlar içerisinde oradan oraya göçerlerdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Yaşam tarzlarını belirleyen hayvanlar, elbette beslenme biçimlerini de belirlemişti. Ağırlıklı olarak et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri tüketirler, fakat sebze ve meyve yetiştirmesini de bilirlerdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Tahıllar ve meyvelerden içkiler yapar, bayram ve kutlamalarda yüz yüze bakıp şarkılar söyleyerek kupa tokuştururlardı. Bereketli avlardan sonra meydanlarda yakılan yerlerdi. İslâmiyetin yaygın olarak kabul edilmesinden sonra yeme içme alışkanlıklarımızda bazı değişiklikler olsa da en eski yiyeceklerimiz büyük ölçüde varlığını korudu. Hatta yeme-içme kelimelerini bir arada kullanmamız bile Uygurlardan bize miras; onlar buna &#8220;yegü-içkü” bazen de &#8220;aş içkü&#8221; derlerdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Sofraların baş tacı: Her türlü et</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Atalarımız, kısa bacaklı ve güçlü atlarının sırtında, bazen günlerce süren avlara çıkar, kartallar ve köpekler yardımıyla avlanır ve çoğunlukla geyik ve tavşan etleriyle, bazen de daha çok mus olarak bildiğimiz sığın etleriyle avdan dönerlerdi. Büyükbaş hayvanlar tarlalarda işe yaradığından ve sütleri sağıldığından nadiren kesilir, daha çok koyun, keçi ve at eti yerlerdi. Etin binbir türlü pişirme ve saklanma biçimi vardı. Etler haşlama, buharda pişirme, kızartma, şişte çevirme yapılıp yenilirdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Arapça’da kebap, Farsça’da biryan denilen çevirerek pişirme yöntemine eski Türkler “söklünçü/söğlük” der, daha çok kuzu veya oğlak etlerini kebap yapıp yerlerdi. Kebap, yere çukur kazılıp içinde yakılan ateşte etin kızartılması şeklinde yapılıyordu. Bugünkü kebaba benzeyen pişirme biçimine ise Türkler “çevirme” diyordu. Büyük şişlere geçirilen etler, meydanlarda kurulan büyük ocaklarda çevrile çevrile kızartılıyordu. Ayrıca eti incecik kıyarak kıyma yapar, köfte yuvarlar ve bunları sebze yemekleriyle çorbalara katıp yerlerdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Ataların ruhuna rahmet: Sucuk</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Orta Asya’nın uzun süren kış ayları, dondurucu soğuklar olur ve hayat zorlaşırdı. Bu uzun süreli kışlarda tüketmek için et başta olmak üzere pek çok besini muhafaza etmenin farklı yollarını geliştirmişlerdi. Sucuk da eti saklama yollarından biriydi. Hayvan bağırsaklarının içine kurutulmuş veya kavrulmuş et, un ve baharat doldurarak yapılırdı. Bazı bölgelerde beyin, kuyruk yağı ve kan da sucuk yapmakta kullanılıyordu.</span></p>
<div class="mobileContentRepeat">
<div class="banner">
<div id="div-gpt-ad-1469781094398-7">&nbsp;</div>
</div>
</div>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Savaşçının erzakı: Pastırma</span></h2>
<div id="attachment_6498" class="wp-caption alignnone">
<p class="wp-caption-text"><span style="font-size: 12pt; color: #555555;">Yağmaya veya akına giden savaşçılar, dilimlenmiş ve tuzlanmış etleri deri kılıflara doldurup atlarının eyerlerinin altına sıkıştırırlar, bu şekilde pastırma elde ederlerdi. Pastırma ayrıca ateşte çevirme, köze gömme ve güneşte kurutma gibi yöntemlerle de yapılırdı. Uzun süreli savaşlarda, göçlerde ve kuraklık dönemlerinde hiçbir şekilde bozulmayan bu yiyecek, eski Türklerin başlıca besinlerindendi.</span></p>
</div>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Sakatata da pek düşkünlermiş: Kelle, paça, işkembe, beyin, ciğer</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">İşkembe ve bağırsakları kıyıp, baharatla karıştırıp bağırsağa doldurarak &#8220;yörgemeç&#8221; adında bir yemek yaparlardı. Bugünkü munbar dolması, buna benzer. Bağırsağa kıyılmış et, baharat ve tuz doldurup şişe geçirip çevirerek de pişirirlerdi ki bu da bildiğimiz kokoreçtir. Beyin, kesilen koyunun en makbul yeri sayılır ve ağır misafirlere ikram edilirdi. Akciğer ve karaciğer, ızgara ve kavurma yapılır, baharatlanarak yenirdi. Dilimize Farsça’dan “paça” olarak geçen yemeğe ise Türkler “topık süngük” yani topuk kemiğinden yapılan yemek derler ve afiyetle yerlerdi. Kelle, ya haşlanır ya büyük fırınlarda pişirilirdi. Sakatatlar eğer haşlama yoluyla pişirilirse, aynı bugün olduğu gibi sirke, tuz ve sarımsakla terbiye edilir, öyle yenirdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Göçebe deyip geçme, balık yemeyi de bilirler: Balık</span></h2>
<p><span style="font-size: 12pt;">Göllere ve nehirlere yakın yaşayan Türkler, milattan önceki devirlerden beri balık avcılığıyla da uğraşırlardı. Ağlar, kancalı oltalar veya ağaç kabuklarından örülmüş sepetlerle nehir ve göllerden balık tutarlardı. Örneğin sanat işçilikleriyle herkesi hayran bırakan İskitlerin masasından mersin balığı eksik olmazmış. Hemen her şeyi olduğu gibi balıkları da temizleyip tuzlayarak güneşte kuruturlar ve kış aylarında tüketirlermiş.</span></p>
<div class="mobileContentRepeat">
<div class="banner">
<div id="div-gpt-ad-1469781094398-8">&nbsp;</div>
</div>
</div>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Milli içeceğimiz ayran değil sanki: Süt</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Milli içeceğimizin ayran mı, kımız mı yoksa rakı mı olduğuna dair zaman zaman alevlenen komik bir tartışma var. Fakat kimse de çıkıp dememiş ki “Yahu süt olmasın?” Valla olabilir. Zira çok fazla tüketilmesinin yanı sıra son derece de kutsal kabul edilen bir içecek süt.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Eski Türkler sütün tek bir damlasının bile ziyan etmemeye çalışırlar ve bir tür dua olan saçılarında en çok sütü kullanırlardı. Hatta yeni doğan bebeklerin ağzına, iyi ve dişi ruhların kutsal süt gölünden bir damla süt damlatarak ruh kazandırdıklarına inanırlardı. Şamanlar bile çoğu hastayı pişirilmiş süt ile tedavi ederlerdi. Sütün kaymağını hem yufkalara sarıp yerler hem de zemheri ayazlarda derileri aşınmasın diye yüzlerine sürerlerdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Dünyaya armağanımız: Yoğurt ve ayran</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türkler yoğurdu &#8220;kor&#8221; dedikleri yoğurt mayası ile mayalıyorlar ve bu işe &#8220;yoğurt çalma&#8221; diyorlardı. Çılgın Türkler, artık bozkır ne biçim soğuksa, kışa hazırlık olarak yoğurdu bile suyunu çektirmek suretiyle kurutuyor ve buna &#8220;kurut&#8221; diyorlardı. Yoğurda bazen sirke koyup hamur işlerine döküp yiyorlar bazen de sütle karıştırıp &#8220;ikdük&#8221; diye bir yemek yapıyorlardı. Hepimizin bildiği gibi sulandırıldığında da ayran oluyor. Ayran her tür yemeğin yanında tek başına tüketiliyor ayrıca çorbası ve peyniri de yapılıyordu. Yoğurdu ılık suyla karıştırıp, hayvan derilerinden yapılma tulumlarda çalkalayıp tereyağ elde ediyorlardı. Yağ, alındıktan sonra kalan karışıma tuz ekleyerek kaynatıp süzüyor ve böylece çökelek yapıyorlardı.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Yarı göçebelik getirileri: Meyve &#8211; Sebze</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Eski Türkler, göçebe olduklarından hiç yerlerinde durmadan sürekli göçtükleri, tarla tapanla hiç uğraşmadıkları sanılır. Aslında çoğu Türk boyu yarı-göçebeydi, yani yalnızca yaz ve kış mevsimlerinde ve olağanüstü koşullar oluşmazsa hep aynı bölgelere yerleşirlerdi. Yerleştikleri ovalarda da kuru ve sulu tarımla uğraşır, meyve, sebze ve tahıl yetiştirirlerdi.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Henüz 10. yüzyılda Uygurların Turfan şehrini ziyaret eden Çinli bir elçi yazdığı seyahatnamede, ovadan akan nehirlerden açtıkları kanallarla bahçeler ve tarlaları sulayarak çok çeşitli meyve ve sebzeler yetiştirdiklerini anlatır. Kavun, karpuz, üzüm bağları, bezelye, bakla, kişniş bunlar arasındadır. Ayrıca patlıcan (bütüge), havuç (gezer), soğan (sogun), salatalık (turmuz), turp (turma), biber, kabak, sarımsak, fasulye, elma (alma), şeftali (aluç), kayısı, erik, armut, ayva ve üzüm de yetiştirip tüketirlerdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Ekmek sevgimiz ezelden: Buğday</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Tahıllardan buğday, arpa, darı, mısır, pirinç, burçak ekerlerdi. Buğday ve arpa unundan yufka (yuğa, yupka) ekmeği yaparlardı. Buğdayı kavurarak kavurmaç yemeği, etle pişirip keşkek yaparlardı. Keşkek, kutlamaların baş yemeğiydi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Mantının atası: Tutmaç yemeği</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Buğday unuyla hazırlanan hamur, yufka gibi açılıyor, sonra baklava şeklinde kesiliyordu. İçine doğranmış et parçaları konuluyor, uçları birleştirilip kapatılıyordu. Sonra ya kurutulup göç esnasında tüketiliyor ya da kaynar suda haşlanıp süzülüyordu. Yoğurdun içine sirke ve sarımsak konulduktan sonra tutmaca dökülüyor ve böylece yeniyordu.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Sofralarımızın Orta Asyalı efendisi: Tarhana Çorbası</span></h2>
<div id="attachment_12281" class="wp-caption alignnone">
<p class="wp-caption-text"><span style="font-size: 12pt;">Tarhana</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: 12pt;">Tarhana çorbası, Orta Asya’da çoğunlukla kurut denilen kurutulmuş yoğurda kurutulmuş peynir et ile un ve baharat katılarak yapılır, soğuklarda sıcak suyla karıştırılıp kolayca hazırlanırdı. Türkler ayrıca tahıllardan umaç (oğmaç) adlı bir çorba, un çorbası ve mercimek çorbası da tüketirlerdi.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">&#8220;Ho ho ho&#8221; sesleri geliyor kulağa: Kımız</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar göçer Türklerin yayıldığı coğrafya, ellerinde içki kupaları bulunan heykellerle doludur. Alkollü içkilere “içkü” diyen Türklerin gerek besleyici bir gıda olarak gerek kutlamalarda çok tükettiği baş içkileri kımızdır. Mayalanmış kısrak sütünden yapılan kımızın alkol oranı düşük kalorisi yüksektir. Gerçekten besleyici olduğundan gün boyu öğün yerine de tüketildiği olurdu.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Bir nevi Orta Asya kokteyli: Tarasun</span></h2>
<div id="attachment_18323" class="wp-caption alignnone">
<p class="wp-caption-text">&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Türkler ayrıca ekşi sütten &#8220;ırakı&#8221;, üzümden &#8220;bor&#8221; dedikleri bir tür şarap; arpa, buğday ve darıdan &#8220;bekni&#8221; dedikleri biraya ve şaraba benzeyen içkiler ve boza da üretirlerdi. Darıdan yaptıkları şaraba benzeyen bir içkiyi kımızla karıştırıp “tarasun” adını verdikleri yeni bir içki yaparlardı.</span></p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">&#8220;Arı Yağı&#8221;ndan içki: Bal şarabı</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Hun Türkleri, yoğurdu kiraz ve kayısı ile tatlandırıp adına lo dedikleri bir içki üretip içiyorlardı. Kıpçak bozkırı ve civarında yaşayan halklarsa, kumlak adlı sarmaşığa benzeyen bir bitkiyi balla karıştırarak, “arı yağı” dedikleri baldan bal şarabı yaparlardı.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;">Eski Türklerin Orta Asya’da geliştirdikleri yemek kültürünü, önce İslamiyet’in kabulü, sonra Anadolu’ya yerleştiklerinde karşılaştıkları yerli halkların kültürü etkiledi. Yüzyıllar boyunca yaşanan bu gelişme, nihayetinde bugünkü Türk mutfağını or</span>taya çıkardı.</p>
</div>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-turklerde-yemek-kulturu/">Eski Türklerde Yemek Kültürü</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-turklerde-yemek-kulturu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski İstanbul&#8217;un Antik Tiyatrosu Nerede?</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-istanbulun-antik-tiyatrosu-nerede/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-istanbulun-antik-tiyatrosu-nerede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 May 2021 09:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[TULUYHAN'IN SEÇTİKLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3603</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: ÖMER ERBİL (Radikal Arşiv) Neolitik dönem MÖ 6500 yılları bulgularına bile ulaşılan İstanbul’da antik tiyatro ile ilgili bilimsel bir çalışma bugüne kadar yapılmadı. Tarihi Yarımada’da kazma vurulan her yerden kültür varlığı çıkarken tiyatro ile ilgili henüz bir bulguya rastlanılmaması antik kaynaklarda işaret edilen yerin doğru olduğunu gösteriyor. Kaynaklara göre Topkapı Sarayı’nın bulunduğu akropolden Sarayburnu’na&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-istanbulun-antik-tiyatrosu-nerede/">Eski İstanbul’un Antik Tiyatrosu Nerede?</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3604 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu-300x158.jpg" alt="" width="300" height="158" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu-300x158.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu-1024x541.jpg 1024w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu-768x406.jpg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/nasil-kuruldu.jpg 1333w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Kaynak: ÖMER ERBİL (Radikal Arşiv)</p>
<p>Neolitik dönem MÖ 6500 yılları bulgularına bile ulaşılan İstanbul’da antik tiyatro ile ilgili bilimsel bir çalışma bugüne kadar yapılmadı. Tarihi Yarımada’da kazma vurulan her yerden kültür varlığı çıkarken tiyatro ile ilgili henüz bir bulguya rastlanılmaması antik kaynaklarda işaret edilen yerin doğru olduğunu gösteriyor. Kaynaklara göre Topkapı Sarayı’nın bulunduğu akropolden Sarayburnu’na inen yamaçta 2 tiyatro olduğundan söz ediliyor. Bugün Topkapı Sarayı’na ait arazide Büyük Tiyatro (Theatrum Majus Amphitheatrum) ile Küçük tiyatronun ( Theatrum Minus) toprak altında olduğu sanılıyor.</p>
<p>Anadolu Yakası&#8217;ndaki Fikirtepe&#8217;de yapılan kazılarda Bakır Çağı&#8217;nın sürdüğü MÖ 5500–3500 yıllarına ait izlerden sonra, Marmaray tüp geçidi kazıları sırasında Cilalı Taş Devri&#8217;nin sürdüğü MÖ 6500&#8217;lü yıllara ait kalıntılara rastlanan İstanbul oldukça eski bir şehir olarak tarih içindeki yerini koruyor. Kadıköy&#8217;de Fenikelilere ait kalıntılar, MÖ 13. yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Traklar İstanbul’a yakın Semistra kentini kurdu. Kral Lygos zamanında da Topkapı Sarayı&#8217;nın bulunduğu yerde bir Akropolis oluşturuldu.&nbsp; MÖ 685&#8217;te Megara&#8217;dan gelen Yunanlar burada bir koloni meydana getirip MÖ 667 yılında Byzantion şehrini kurdular. Daha sonra şehre MS 196’da Roma İmparatorluğu hakim oldu. Kentin adı önce Augusta Antonina, ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma İmparatorluğu&#8217;nun başkenti ilan edilerek adı Nova Roma olarak değiştirildi. 337 yılında İmparator I. Konstantin&#8217;in ölümüyle şehrin ismi Konstantinopolis&#8217;e çevrildi.<img decoding="async" src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2015/12/28/201512281736_IMG_7196.JPG" alt=""></p>
<p><strong>TİYATRO ANTİK ŞEHİRLERİN VAZGEÇİLMEZİYDİ</strong></p>
<p>Antik dönemde tiyatrolar eğlence mekânı olmalarının ötesinde, önemli kararların halka duyurulduğu yer olarak da kullanılırdı. Antik tiyatrolar yarım daire planlı, seyirci oturma yerleri basamaklar halinde genellikle bir yamaca yaslanırdı. İstanbul’un çağdaşları arasındaki tüm antik kentlerde tiyatro şehrin önemli mimari yapılarındandı.&nbsp; Efes, Milet, Perge, Pergamon, Troia, Phokaia, Atina’da olduğu gibi İstanbul’un da bir tiyatroya sahip olması gerekirdi.</p>
<p>Romalılar’ın şehre hakim olması ile birlikte Aya İrini’nin bulunduğu alana yani Akrapol’de Jupiter, Venüs ve Apollo adına tapınaklar yapıldı. Sultanahmet Meydanı’nda uç kısmı hala ayakta olan Hippodrom’un inşa edildi. Gülhane Parkı ile Sarayburnu arasına denk gelen, Topkapı Sarayı’nın boğaz girişine bakan yamaca da 2 tiyatro yapıldı.</p>
<p><strong>KAYNAKLARDA YERİ BELLİ</strong></p>
<p>Antik kaynaklarda bu tiyatrolardan şöyle bahsedilir; Notitia Urbis Constantinopolitanea (M.S. 440) : Bu kitapta İstanbul’un 14 bölgeye ayrılarak yönetildiğinden ve 2.Bölgede bir Theatrum Minus’tan söz edilir. Janin’in , 1950 basımı “Constantinople Byzantine, Dévelopment Urbain et Répertoir Topographique” adlı kitabında da “Theatrum Minus, büyük bir ihtimalle Afrodit Tapınağı’na bakan ve Artemis Tapınağı yanında inşa edilen “eski Megaralılar tiyatrosu” olarak değerlendirilmekte ve tiyatronun birinci tepenin kuzeye doğru olan yamacının uç noktasında yer aldığı söylenir. Bu bölge içine alındığında batıdaki Gotlar Sütunu’nun da küçük tiyatronun tam ortasını işaret edeceğini belirtilmektedir. Janin, kitabının başka bir yerinde “Sarayburnu’nda 1913’te ortaya çıkartılan kalıntılar olasılıkla Theatrum Minus’a aittir ve Gotlar Sütunu’nun da bu yerin merkezini işaret etmesi gerekir” demektedir.</p>
<p>1909’da tatil için geldiği İstanbul’dan bir daha ayrılamayan Ernest Mamboury tarafından hazırlanan “Constantinople Guide Touristique” isimli İstanbul rehberinde de “Gotlar Sütunu’nun, Septimius Severus tarafından inşa edilen Theatrum Majus’un spinasına ait olması gerekir” demektedir.</p>
<p><strong>KAZILARDA PARÇALARI BULUNDU</strong></p>
<p>Akrapolün çevreleyen Sur-u Sultani içinde yapılan kazılarda tiyatroların bu bölgede olduğuna dair işaretler alındı. 1913 yılında Gülhane Parkı düzenlenirken ve Sarayburnu’ndaki kazılar esnasında Gotlar Sütunu’nun çevresinde ortaya çıkarılan kalıntılar tiyatroya ait olduğu düşünüldü. Topkapı Sarayı’nın 2. avlusunda, saray mutfaklarının bulunduğu noktada 1959 yılında yapılan kazılarda da 11 parça mermerden tiyatro oturma sırası bulundu.</p>
<p>Bu kadar bilgi ve antik kaynağa rağmen halen İstanbul’un antik tiyatrosu için bilimsel bir araştırma yapılmaması oldukça garip. Tiyatroların var olduğu sanılan arazide uzun yıllar TSK’ya ait askeri depolar bulunuyordu. Lakin bu depolar eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın ısrarları ile Topkapı Sarayı’na kazandırıldı. TSK araziden tamamen çıktı. Artık burada bir araştırma yapılmaması için sebep yok. Gerek İstanbul Arkeoloji Müzesi gerekse İstanbul’daki arkeoloji bölümü olan üniversiteler bu bilimsel çalışmayı yürütebilir. Üstelik teknoloji oldukça ilerledi. Jeoradar ve jeofizik yöntemleriyle yerin altındaki mimari yapıları keşfetmek mümkün. İstanbul bu araştırmayı hak ediyor. Kültür turizmine de büyük katkı sağlayacağı aşikar…</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-istanbulun-antik-tiyatrosu-nerede/">Eski İstanbul’un Antik Tiyatrosu Nerede?</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/eski-istanbulun-antik-tiyatrosu-nerede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlarda Bir Osmanlı Kenti: Saraybosna</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/balkanlarda-bir-osmanli-kenti-saraybosna/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/balkanlarda-bir-osmanli-kenti-saraybosna/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 May 2021 11:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı ruhunun Balkanlar&#8217;da en yoğun hissedildiği şehirlerden biri olan Saraybosna&#8217;da, o dönemlerde inşa edilen küçük ahşap mahalle camileri, köprüler ve evler, şehrin en mütevazi köşelerinde manevi ve kültürel bir abide olarak varlığını sürdürüyor Bosna Hersek&#8217;in başkenti&#160;Saraybosna&#8216;da, Osmanlı döneminde inşa edilen tarihi yapılar asırlardır ihtişamlı görünümleriyle ziyaretçi çekiyor. &#160; Osmanlı ruhunun Balkanlar&#8217;da en yoğun hissedildiği, 1463&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/balkanlarda-bir-osmanli-kenti-saraybosna/">Balkanlarda Bir Osmanlı Kenti: Saraybosna</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="category-detail-sub-title" data-gtm-vis-first-on-screen-2765436_106="730" data-gtm-vis-total-visible-time-2765436_106="100" data-gtm-vis-has-fired-2765436_106="1"><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/saraybosna-shutterstock-574540984-1570024744.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3596 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/saraybosna-shutterstock-574540984-1570024744-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/saraybosna-shutterstock-574540984-1570024744-300x200.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/saraybosna-shutterstock-574540984-1570024744-768x512.jpg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/saraybosna-shutterstock-574540984-1570024744.jpg 1000w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Osmanlı ruhunun Balkanlar&#8217;da en yoğun hissedildiği şehirlerden biri olan Saraybosna&#8217;da, o dönemlerde inşa edilen küçük ahşap mahalle camileri, köprüler ve evler, şehrin en mütevazi köşelerinde manevi ve kültürel bir abide olarak varlığını sürdürüyor</p>
<div class="card-text-wrapper">
<p>Bosna Hersek&#8217;in başkenti&nbsp;<strong>Saraybosna</strong>&#8216;da, Osmanlı döneminde inşa edilen tarihi yapılar asırlardır ihtişamlı görünümleriyle ziyaretçi çekiyor.</p>
<div class="fi-parallel">
<div>&nbsp;</div>
</div>
<p>Osmanlı ruhunun Balkanlar&#8217;da en yoğun hissedildiği, 1463 yılında Bosna Hersek&#8217;in Osmanlı&#8217;nın idaresine girmesiyle birçok cami, köprü, han ve hamam gibi yapıların inşa edildiği başkent Saraybosna&#8217;da, ecdat yadigarı eserler ihtişamını koruyor.</p>
</div>
<div class="card-img-wrapper lazy-loading-img">&nbsp;</div>
<div class="card-text-wrapper">
<p>Savaş zamanlarında zarar gören ve gerekli restorasyonların ardından yeniden ihya edilen eserler, bölgede Osmanlı&#8217;nın ruhunu yaşatıyor.</p>
<p>Geçmişin emaneti anıt eserler ve Osmanlı yapımı camilerden yükselen ezan sesleri ziyaretçilere duygu yüklüyor.</p>
</div>
<div class="card-img-wrapper lazy-loading-img">&nbsp;</div>
<div class="card-text-wrapper">
<h2 class="gallery-item-title">&#8220;BOSNA HERSEK BİZİM BİR PARÇAMIZ&#8221;</h2>
<p>Türkiye&#8217;nin Saraybosna Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Dr. Yunus Keleş, Osmanlı izlerinin Bosna Hersek&#8217;te görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Keleş, Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle bölgeye İslam hoşgörüsünün yayıldığını belirtti.</p>
</div>
<div class="card-text-wrapper">
<p>Bosna Hersek&#8217;in, Türkiye açısından manevi anlamda çok büyük bir önem taşıdığını, Osmanlı&#8217;dan kalan bir emanet olduğunu dile getiren Keleş, Saraybosna&#8217;dan Tuzla&#8217;ya kadar her yerinde Osmanlı&#8217;nın izlerinin görüldüğünü anlatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Burası bize ecdadımızdan bir emanet. Bosna Hersek bizim bir parçamız. Her ilde, ilçede, köyde camilerimize rastlamak mümkün. Bir çoğu da savaş zamanlarında düşmanlık ve kin ile bombalanmış, yakılmış, yıkılmış. Biz ise hiçbir insanın dinine karışmadık, kiliselerini, ibadethanelerini yıkmadık. Bunu gelip burada görebilirler&#8221;</p>
</div>
<div class="card-img-wrapper lazy-loading-img">&nbsp;</div>
<div class="card-text-wrapper">
<h2 class="gallery-item-title">&#8220;OSMANLI&#8217;NIN SARAYBOSNA&#8217;DAKİ MÜHRÜ: GAZİ HÜSREV BEY CAMİSİ&#8221;</h2>
<p>Keleş, Saraybosna&#8217;nın Osmanlı idaresinde olduğu dönemde, 5 asır önce inşa edilen ve İslam mimarisinin ülkedeki en güzide örneklerinden kabul edilen Gazi Hüsrev Bey Camisi&#8217;nin büyük ilgi gördüğünü belirtti.</p>
</div>
<div class="card card--gallery category-detail-large-card dygtag-pointer-1-2 dygtag-pointer-2-3" data-pictureid="yHrbAQt8QUGCb_MDeaY62g" data-category="seyahat" data-gemiusid="">
<div class="card-text-wrapper">
<p>Caminin, Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından inşa ettirildiğini anlatan Keleş, kentin kalbi konumundaki caminin heybeti ile dikkat çektiğini belirtti.</p>
<p>Keleş, caminin yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ve buluşma noktası olduğunu aktararak, &#8220;Osmanlı&#8217;nın Saraybosna&#8217;daki mührü, Gazi Hüsrev Bey Camisi diyebiliriz&#8221; dedi.</p>
</div>
</div>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/balkanlarda-bir-osmanli-kenti-saraybosna/">Balkanlarda Bir Osmanlı Kenti: Saraybosna</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/balkanlarda-bir-osmanli-kenti-saraybosna/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hititler Döneminde Yaşanan Veba Salgını</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/hititler-doneminde-yasanan-veba-salgini/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/hititler-doneminde-yasanan-veba-salgini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 May 2021 12:47:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hitit Üniversitesi sosyal medya hesapları üzerinden “Pandemi Söyleşileri” düzenledi.&#160;Söyleşiye katılan&#160;Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Sir Gavaz, &#8220;Tarihte Kaydedilen İlk Pandemi: Hititlerde Veba&#8221; konulu bir sunum yaptı. Hititçe belgeler sayesinde günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yüz yıl önce o dönemin dünyasına bir süreliğine de olsa hükmeden Hititlerin, zor salgın günlerinde neler yaşadıklarını tahmin etme&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/hititler-doneminde-yasanan-veba-salgini/">Hititler Döneminde Yaşanan Veba Salgını</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="_113018"><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/gKJPvP9yr0GdVe_IhW6v9Q.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3579 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/gKJPvP9yr0GdVe_IhW6v9Q-300x170.jpg" alt="" width="300" height="170" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/gKJPvP9yr0GdVe_IhW6v9Q-300x170.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/gKJPvP9yr0GdVe_IhW6v9Q-400x225.jpg 400w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/gKJPvP9yr0GdVe_IhW6v9Q.jpg 660w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Hitit Üniversitesi sosyal medya hesapları üzerinden “Pandemi Söyleşileri” düzenledi.&nbsp;Söyleşiye katılan&nbsp;Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Sir Gavaz, &#8220;Tarihte Kaydedilen İlk Pandemi: Hititlerde Veba&#8221; konulu bir sunum yaptı.</p>
<p>Hititçe belgeler sayesinde günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yüz yıl önce o dönemin dünyasına bir süreliğine de olsa hükmeden Hititlerin, zor salgın günlerinde neler yaşadıklarını tahmin etme şansı yakalayabileceklerini dile getiren Gavaz, ayrıca o dönemde kaydedilen birçok çivi yazılı belge sayesinde, pandeminin yayıldığı coğrafya, nasıl bulaştığı ya da çözüm yolları ile ilgili de ipuçlarını bir araya getirerek bir fotoğrafın ortaya konulabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>&#8220;HENKAN-HİNKAN&#8221;</strong></p>
<p>Hititçe metinlerde “henkan- hinkan” kelimesinin “salgın” anlamına geldiğini anlatan Gavaz, salgının genel anlamıyla, kısa süre içinde insanlara, hayvanlara ve bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi.<br class="_113018"><br />
Ayrıca tıp biliminde endemi, epidemi ve pandemi terimlerinin salgın ve bulaşıcı hastalıkları ifade etmek için kullanıldıklarını belirten Gavaz, “Endemi, küçük çapta salgınlara denilmektedir. Epidemi, daha büyük çaplı neredeyse bir ülkenin tümüne yayılım gösteren salgınlara denilmektedir. Son zamanlarda çok sık duyduğumuz pandemi ise bulaşıcı bir hastalığın ülke sınırlarını aşarak, ülkeler arası yayılım göstermiş halidir. İşte Hititler döneminde baş gösteren salgın bir pandemidir” dedi.</p>
<p>Gavaz, pandeminin yayılım gösterdiği coğrafyanın ise Mısır, Mezopotamya (Mitanni, Babil), Kuzey Suriye (Buradaki yerel krallıklar) hatta Alaşiya (Kıbrıs) ve Anadolu olduğunu dile getirdi.<br />
Gavaz, özellikle Tel-El Amarna arşivinin yani Mısır kraliyet arşivlerinin yaklaşık olarak M.Ö. 1335’lerde bu salgına odaklandığını ve bazı belgelerde salgının başlangıç yeri ve ciddiyeti ile ilgili bilgiler içerdiğini vurguladı.<br class="_113018"><br />
<strong>İLK CİDDİ PANDEMİ</strong></p>
<p>Amarna tabletinde, Simyra’daki herkesin Byblos’a girmesinin yasaklandığı ve eşek kervanlarının zararları ile ilgili bir belge olduğunu ve bu belge ile Byblos kentinin karantinaya alındığını belirten Gavaz, bir belgede de Babil’de bir aristokrat kadının vebadan öldüğünün kaydedildiğini ifade etti. Her ne kadar Mısır’daki kaynaklar salgının Mısır ülkesini çok etkilediğine dair bir belge vermese de özellikle MÖ. 1135-1330 tarihlerinde ülkenin bir kaos içinde olduğuna dair arkeololjik ve filolojik belgelerin var olduğunu, M.Ö. 14. yy’da. Hititlerin İmparatorluk döneminde I. Uppiluliuma’nın son saltanat yıllarında baş gösteren ve hem kralın hem de tahta geçen II. Arnuwanda’nın ölmesine sebep olan ve II. Murili döneminde doruk noktasına ulaşan salgının, tarihte yaşanan ilk ciddi pandemi örneği olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>ÖNCE ORDUYA SONRA TÜM COĞRAFYAYA</strong></p>
<p>II. Murili döneminde kralın bizzat tanrılara yakarışının konu edildiği salgın dualarında, bir salgın hastalığın varlığından, bu sebeple yirmi yıldır Hitit ülkesinin can çekiştiğinden, bazı şehirlerde kontrol altına alınmasına rağmen, bazı şehirlerin bu sebeple birer mezarlığa döndüğünden ve bununla başa çıkamadıklarından bahsettiğini anlatan Gavaz, “Askeri seferler sırasında, askerlerin günler süren uzun yürüyüşleri ve düşmanla çarpışmaları, bedensel ve zihinsel yorgunluk, memleketlerine ya da ailelerine kavuşma konusunda belirsizlik, temizlikten yoksunluk, yeterli beslenememe gibi nedenlerin Hititli askerlerin herhangi bir salgın hastalığa yakalanmaları için yeterli sebepler. Kuşkusuz hijyenden uzak bir ortamda bitler ve pireler aracılığıyla, kişilerin birbiri ile teması ve ortak eşya kullanımı gibi salgının tutsaklardan, Hitit ordusuna ve sonrasında da tüm bu coğrafyaya yayılmasının önünü açmıştır. Hititler başlarına gelen her doğal afet, felaket, savaşta yenilgi, uzun yıllar devam eden kuralık ve onun kaçınılmaz sonucu olan kıtlık ya da birden ortalığı kasıp kavuran bir salgın hastalığın arkasında tanrılara karşı işlenen bir günah ya da bir ihmal olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle ancak tanrıları memnun ettikleri takdirde rahat ve huzur veya bolluk ve bereket lükslerine kavuşacaklarına inanmışlardır. Hatta Hititçe çivi yazılı metinlerde kaydedilen onlarca bayramı, sırf tanrıların onların başına sarabileceği bin bir çeşit beladan kendilerini kurtarmak için eksiksiz yerine getirmeyi vazife edinmişlerdir. Bu sebepten tedavi yöntemleri de daha çok majik yöntemlerdir” diye konuştu.</p>
<p><strong>İLK BİYOLOJİK SAVAŞ ÖRNEĞİ</strong></p>
<p>Metinlerde kaydedilen bazı ritüellerin sırf salgını ortadan kaldırmak üzere icra edildiğini ifade eden Sir Gavaz, ilginç bir majik yönteme dikkat çekerek, “Ülkedeki veya ordudaki bir salgın hastalığı ortadan kaldırmak için yapılan bir ritüelde, bulaşının (yani mikrop, virüs, hastalık vs.) majik yöntemlerle, yüklendiği koçların, düşman ülkeye salındığından bahsederek belki de “Tarihteki kaydedilen ilk biyolojik savaş örneği olabileceğine” değindi.<br class="_113018"><br />
Gavaz, diğer taraftan salgından kurtulabilmek için izlenen en akılcı çözümün ise bazı şehirlerde uygulanan karantina yöntemi olduğunu sözlerine ekledi.</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/hititler-doneminde-yasanan-veba-salgini/">Hititler Döneminde Yaşanan Veba Salgını</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/hititler-doneminde-yasanan-veba-salgini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sümerlere Göre İnsanlığın Kökeni Nereden Geliyor?</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/sumerlere-gore-insanlagin-kokeni-nereden-geliyor/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/sumerlere-gore-insanlagin-kokeni-nereden-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 May 2021 12:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: https://www.facebook.com/groups/195280305297 Yazar : Erdem Khazar Ozturk &#160; Sümer veya &#8220;uygar kralların ülkesi&#8221;, günümüzde Irak olan Mezopotamya&#8217;da MÖ 4500 civarında hüküm sürdü. Sümerler, kendilerine has ayrıntılı dil ve yazı, mimari ve sanat, astronomi ve matematik sistemiyle gelişmiş bir medeniyet yarattılar. Onların dini sistemleri, yüzlerce tanrıdan oluşan karmaşık bir sistemdi. Eski metinlere göre, her Sümer şehri&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/sumerlere-gore-insanlagin-kokeni-nereden-geliyor/">Sümerlere Göre İnsanlığın Kökeni Nereden Geliyor?</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3575 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1-300x158.jpg" alt="" width="300" height="158" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1-300x158.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1-1024x538.jpg 1024w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1-768x403.jpg 768w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/179418543_10159164775638908_3823467789935674099_n-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Kaynak:<a href="https://www.facebook.com/groups/195280305297"> https://www.facebook.com/groups/195280305297</a></p>
<div>
<div class="" dir="auto">
<div id="jsc_c_96" class="ecm0bbzt hv4rvrfc ihqw7lf3 dati1w0a" data-ad-comet-preview="message" data-ad-preview="message">
<div class="j83agx80 cbu4d94t ew0dbk1b irj2b8pg">
<div class="qzhwtbm6 knvmm38d">
<div class="kvgmc6g5 cxmmr5t8 oygrvhab hcukyx3x c1et5uql ii04i59q">
<div dir="auto">Yazar : Erdem Khazar Ozturk</div>
<div dir="auto">&nbsp;</div>
<div dir="auto">Sümer veya &#8220;uygar kralların ülkesi&#8221;, günümüzde Irak olan Mezopotamya&#8217;da MÖ 4500 civarında hüküm sürdü. Sümerler, kendilerine has ayrıntılı dil ve yazı, mimari ve sanat, astronomi ve matematik sistemiyle gelişmiş bir medeniyet yarattılar. Onların dini sistemleri, yüzlerce tanrıdan oluşan karmaşık bir sistemdi. Eski metinlere göre, her Sümer şehri kendi tanrısı tarafından korunuyordu. İnsanlar ve tanrılar birlikte yaşıyorlardı , insanlar tanrılara hizmet ediyorlardı.</div>
<div dir="auto">Sümer yaratılış efsanesi, yaklaşık MÖ 5000 yılında kurulmuş eski bir Mezopotamya kenti olan Nippur&#8217;daki bir tablette bulunuyor.</div>
<div dir="auto">Sümer tabletlerine göre Dünya&#8217;nın (Enuma Elish &#8211; Enúma Eliş) yaratılışı şöyle başlar:</div>
<div dir="auto">&#8220;Yükseklerde bulunan cennetin adı henüz konulmadığında ,</div>
<div dir="auto">Ve altındaki dünyanın henüz bir ismi yokken</div>
<div dir="auto">Ve onları doğuran ilkel Apsu,</div>
<div dir="auto">Ve kaos, Tiamut, ikisinin de annesi olur</div>
<div dir="auto">Suları birbirine karıştı</div>
<div dir="auto">Ve hiçbir tarla tapan oluşmamışken , hiçbir bataklık görülmemişken;</div>
<div dir="auto">Tanrılardan hiçbiri henüz var edilmediğinde,</div>
<div dir="auto">Ve hiçbirinin bir adı ortada yokken ve hiçbir kader tayin edilmemişken ;</div>
<div dir="auto">Sonra cennetin ortasında tanrılar yaratıldılar,</div>
<div dir="auto">Lahmu ve Lahamu yaratılmaları için çağırıldı&#8230; &#8220;</div>
<div dir="auto">Sümer mitolojisi, başlangıçta insan benzeri tanrıların Dünya&#8217;ya hükmettiğini iddia eder. Dünya&#8217;ya geldiklerinde yapılacak çok iş vardı ve bu tanrılar toprağı nasıl kullanacaklarını öğrendiler, onu yaşanabilir hale getirmek için kazdılar ve mineral,madenlerini çıkardılar.</div>
<div dir="auto">Günümüze ulaşmış metinler bir noktada tanrıların emeklerine karşı nasıl isyan ettiklerinden bahsediyor.</div>
<div dir="auto">&#8220;Tanrılar insanlardan hoşlandığında</div>
<div dir="auto">İşten usandı ve vergiden dert yandı</div>
<div dir="auto">Tanrıların bu zahmet ve emekleri takdire şayandı,</div>
<div dir="auto">İş ağırdı, sıkıntı çoktu.&#8221;</div>
<div dir="auto">Tanrıların tanrısı Anu, emeklerinin çok büyük olduğu konusunda hemfikirdi. Oğlu Enki veya Ea, emeği üstlenecek bir insan yaratma teklifinde bulundu ve böylece üvey kız kardeşi Ninki&#8217;nin yardımıyla bunu başardılar. Bir tanrı ölüme sürüklendi ; vücudu ve kanı kille karıştırıldı. O malzemeden tanrılara benzer bir şekilde ilk insan yaratılmış oldu.</div>
<div dir="auto">&#8220;Birlikte bir tanrıyı katlettiniz</div>
<div dir="auto">Onun kişilik ve karakteriyle</div>
<div dir="auto">Ağır işini ortadan kaldırmış oldum</div>
<div dir="auto">Zahmet ve emeğini insana ben dayatmış oldum</div>
<div dir="auto">…</div>
<div dir="auto">Çamurun içinde, tanrı ve insan</div>
<div dir="auto">Sıçrayacak,</div>
<div dir="auto">Bir araya getirilmiş bir birlik ve beraberliğe doğru ;</div>
<div dir="auto">Böylece günlerin sonuna kadar</div>
<div dir="auto">Et ve Ruh</div>
<div dir="auto">Hangi tanrıda olgunlaşarak &#8211;</div>
<div dir="auto">Kan akrabalığında o ruh bağlanacak.</div>
<div dir="auto">Bu ilk insan, &#8220;düz arazi&#8221; (ova) anlamına gelen Sümerce bir kelime olan Eden&#8217;de yaratıldı. Gılgamış Destanı&#8217;nda Aden tanrıların bahçesi olarak bahsedilir ve Mezopotamya&#8217;da Dicle ve Fırat nehirleri arasında bir yerde bulunur.</div>
<div dir="auto">Başlangıçta insanlar kendi başlarına üreyemediler, ancak daha sonra Enki ve Ninki&#8217;nin yardımıyla tadil edildiler. Böylece Adapa, tamamen işlevsel ve bağımsız bir insan olarak yaratıldı. Bu &#8220;değişiklik&#8221; Enki’nin erkek kardeşi Enlil’in onayı olmadan yapıldı ve bu yüzden tanrılar arasında bir çatışma yaşandı. Enlil, insanın düşmanı oldu ve Sümer tableti, insanların tanrılara hizmet ettiğinden ve çok fazla zorluk ve acı çektiğinden bahseder.</div>
<div dir="auto">Adapa, Enki&#8217;nin yardımıyla, &#8220;hayatın ekmeği ve suyu&#8221; ile ilgili bir soruyu cevaplayamadığı Anu&#8217;ya çıktı. Görüşler, bu yaratılış öyküsü ile Cennet&#8217;teki Adem ve Havva&#8217;nın İncil&#8217;deki öyküsü arasındaki benzerlikler konusunda farklılık gösterir.</div>
<div dir="auto">Not : Eski Sümer çevirileri William Bramley&#8217;in The Gods of Eden kitabından alınmıştır.</div>
<div dir="auto">Kullanılan görsel : Sümer kaos canavarı ve güneş tanrısı.</div>
<div dir="auto">Dipnot : Eden,ADN,Aden kelimesi Tevrat,İncil ve Kuran&#8217;da cennet manasında isim olarak geçmektedir. İncil betimlemelerinde bir bahçe olduğu vurgusu vardır. Birçok türemiş şekilde kullanımı mevcuttur. Anlam olarak İbranice &#8216;haz&#8217; ve &#8216;sevinç&#8217; manasına gelir. Adem&#8217;in yaratıldıktan sonra içinde konduğu bahçe,daha sonra ağaçtan yasak meyveyi yiyecek ve kovulup dünyaya düşecekler. Cennette bir bedene sahip değillerken,sadece ruh formunda,ruhları maddeye bürünecek. Yemek yeme,dışkı,doğurma v.s. özellliklerine sahip olacaklar.</div>
<div dir="auto">Abrahamic dinlerde görmeye alışık olduğumuz bu olayların ilk kaynağının Sümerlere ait olduğunu görüyoruz. Dinlerde bahsi geçen ilahi varlıklar olarak melekleri Sümerlerdeki tanrılara benzetilebilir. Başkaldıran Sümer tanrısı Enlil ; şeytan ile özdeş manada. İnsanlığın düşmanı oluyor. Yine benzer bir betimleme insanoğlunun ilk yaratılırken kil,çamurdan şekile sokulması.</div>
<div dir="auto">İncil&#8217;de bahsi geçen Babil Kulesi hikâyesi Mezopotamya&#8217;daki zigguratlardan bahseder, büyük bir ihtimalle de bu ziggurat Etemenanki (Marduk) dur. Gökyüzüne ulaşmak,ilahi olana yakın olmak için inşa edilmiş tapınaklar. Aynı anlayışla inşa edilen Anadolu tümülüsleri ve Mısır piramitleri.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id="jsc_c_97" class="l9j0dhe7">
<div class="l9j0dhe7">
<div class="bp9cbjyn cwj9ozl2 j83agx80 cbu4d94t ni8dbmo4 stjgntxs l9j0dhe7 k4urcfbm">
<div class="do00u71z ni8dbmo4 stjgntxs l9j0dhe7">
<div class="pmk7jnqg kr520xx4">&nbsp;</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div class="stjgntxs ni8dbmo4 l82x9zwi uo3d90p7 h905i5nu monazrh9" data-visualcompletion="ignore-dynamic">
<div>
<div>
<div>
<div class="tvfksri0 ozuftl9m">
<div class="rq0escxv l9j0dhe7 du4w35lb j83agx80 pfnyh3mw i1fnvgqd gs1a9yip owycx6da btwxx1t3 ph5uu5jm b3onmgus e5nlhep0 ecm0bbzt nkwizq5d roh60bw9 mysgfdmx hddg9phg">
<div class="rq0escxv l9j0dhe7 du4w35lb j83agx80 cbu4d94t g5gj957u d2edcug0 hpfvmrgz rj1gh0hx buofh1pr n8tt0mok hyh9befq iuny7tx3 ipjc6fyt">
<div class="oajrlxb2 gs1a9yip g5ia77u1 mtkw9kbi tlpljxtp qensuy8j ppp5ayq2 goun2846 ccm00jje s44p3ltw mk2mc5f4 rt8b4zig n8ej3o3l agehan2d sk4xxmp2 rq0escxv nhd2j8a9 pq6dq46d mg4g778l btwxx1t3 pfnyh3mw p7hjln8o kvgmc6g5 cxmmr5t8 oygrvhab hcukyx3x tgvbjcpo hpfvmrgz jb3vyjys rz4wbd8a qt6c0cv9 a8nywdso l9j0dhe7 i1ao9s8h esuyzwwr f1sip0of du4w35lb lzcic4wl abiwlrkh p8dawk7l" tabindex="0" role="button" aria-label="Bunu arkadaşlarına gönder veya kendi zaman tünelinde paylaş.">
<div class="n00je7tq arfg74bv qs9ysxi8 k77z8yql i09qtzwb n7fi1qx3 b5wmifdl hzruof5a pmk7jnqg j9ispegn kr520xx4 c5ndavph art1omkt ot9fgl3s" data-visualcompletion="ignore">&nbsp;</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/sumerlere-gore-insanlagin-kokeni-nereden-geliyor/">Sümerlere Göre İnsanlığın Kökeni Nereden Geliyor?</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/sumerlere-gore-insanlagin-kokeni-nereden-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayalarla Bütünleşmiş Bir Abide: Tuşba Kalesi</title>
		<link>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/kayalarla-butunlesmis-bir-abide-tusba-kalesi/</link>
					<comments>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/kayalarla-butunlesmis-bir-abide-tusba-kalesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[tuluyhanbildiriyor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 May 2021 12:26:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TARİH/ARKEOLOJİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/?p=3561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak: https://www.urartular.com.tr/ Van Gölü hemen doğu kıyısında ovanın ortasında sıra dışı bir kaya yükseltisi olarak yükselen Van Kalesi çok uzaklardan bile etkileyici bir siluete sahiptir. Kale’nin yerleştiği bu konglomera kayalık doğu batı yönünde yaklaşık 1350 metre uzunluğundadır. Genişliği yer yer 200 m’ye, yüksekliği ise kimi yerlerde 100 m’ye kadar çıkmaktadır. Kuzey yönünde nispeten alçak teraslar&#8230;</p>
The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/kayalarla-butunlesmis-bir-abide-tusba-kalesi/">Kayalarla Bütünleşmiş Bir Abide: Tuşba Kalesi</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/1q104r0glwyf263uk4uu.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3562 alignleft" src="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/1q104r0glwyf263uk4uu-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/1q104r0glwyf263uk4uu-300x200.jpg 300w, https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/wp-content/uploads/2021/05/1q104r0glwyf263uk4uu.jpg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Kaynak: <a href="https://www.urartular.com.tr/">https://www.urartular.com.tr/</a></p>
<p>Van Gölü hemen doğu kıyısında ovanın ortasında sıra dışı bir kaya yükseltisi olarak yükselen Van Kalesi çok uzaklardan bile etkileyici bir siluete sahiptir. Kale’nin yerleştiği bu konglomera kayalık doğu batı yönünde yaklaşık 1350 metre uzunluğundadır. Genişliği yer yer 200 m’ye, yüksekliği ise kimi yerlerde 100 m’ye kadar çıkmaktadır. Kuzey yönünde nispeten alçak teraslar yaparak yükselen kaya kütlesi güney yönden bir uçurumu andırırcasına diktir. Adeta keskin bir duvar gibi ova düzeyinden etkileyici bir şekilde yükselir.</p>
<p>Van Kalesi’nin özellikle güney yönü bölgeyi ziyaret eden birçok seyyah için de etkileyici olmuş, kale tasvirleri, gravür ve resimler çoğunlukla bu açıdan betimlenmişlerdir. Ermeni tarihçi Movses Khorenatsi (5. Yüzyıl, bazı kaynaklara göre 8. 9. Yüzyıl), Evliya Çelebi ve özellikle 19 yüzyılda kaleyi ziyaret eden batılı seyyahların Van seyahatlerinin önemli başlıklarından birini oluşturur Van Kalesi.</p>
<p>A.H. Layard 1849 yılında Van’ı ziyaret etmiş ilerleyen yıllarda asistanı H. Rassam aracılığıyla Toprakkale ve Van Kalesi’nde kazılar yaptırmıştır. 1916 yılında bölgedeki Rus işgali sırasında arkeolojik kazıları sürdüren Marr ve Orbelli gibi Rus arkeologlar Van Kalesi’nde kazı çalışmaları yürütmüşlerdir. Analı Kız ve çevresindeki alanlarda arkeolojik kazı yaparak, yapıyı tümüyle ortaya çıkarmışlardır. 1938-1939 yıllarında ise&nbsp; Harvard Üniversitesi Semitic Museum ve Brown Üniversitesi’nden Kirsopp Lake ve Dr. Silva Lake Van Kalesi’nde kazı çalışması yürütmüşlerdir.</p>
<p>1960’li yıllarda Prof. Dr. Afif Erzen başkanlığında Van bölgesinde yürütülen kazı ve araştırma çalışmaları programında Van Kalesi de vardır. 1963 yılında Van Kalesi Höyüğü’nde bir sondaj kazısı yapılır. Sitadelde Erzen başkanlığındaki kazılar 1972-1975 yılları arasında sürdürülür. Daha kapsamlı çalışmalar 1987-1991 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan ve Prof. Dr. Veli Sevin tarafından gerçekleştirilir. Kalede son dönem arkeolojik çalışmalar 2010 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi tarafından Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yürütülmektedir.&nbsp;</p>
<p>Van Kayalığının topografik yapısı, üzerindeki yapıların konumu ve niteliğini de göz önüne alarak üç bölüme ayırabiliriz. Orta kısımda doğu ve batı hendekleriyle de sınırlandırılan Yukarı Sitadel veya İç Kale yer alır. Burası kalenin en yüksek kesimidir ve tarihsel süreçte hep önemli yapı gruplarını barındırmıştır. Örneğin Urartu Dönemi’nin Eski Saray’ı ve bununla ilişkili ilk yapı gruplarının bu alanda yer aldığı düşünülür. Yukarı Sitadel‘de, hendekle sınırlandırılmış alanın doğusunda daha alçak kayalık kütle uzanır. Evliya Çelebi bu alanı Kesik Kale olarak tanımlamıştır. Kesik terimi hendeği tanımlamış olmalıdır. Birçok araştırmacıya göre iki hendek arasındaki kısım Urartu’nun erken ve gelişme sürecinde kullanılmıştır. Sitadel ilerleyen süreçte hendeğin dışına taşmıştır. Analı Kız, Doğu Odaları, Kremasyon Mezarı gibi Urartu yapıları bu yöndedir.</p>
<p>Kayalığın batı bölümü ise batı hendeğinden başlayan batıya uzanan alanlardır. Bu bölüm alçalarak ova düzeyine kadar iner. Birçok kaynak kaleye çıkışın bu yönden olduğunu bildirir. Gerçekten de kayalığın doğal yapısı kaleye sadece bu yönden daha kolay bir erişimi sağlar. Bu alanda savunma kulelerine ve sistemine dönük mimari düzenlemenin olması da bunu destekler. Urartu dönemine ilişkin birçok yapı grubu da bu kütle üzerinde yer alır. En yüksek kesiminde Yeni Saray ana kaya düzleştirilerek oluşturulan geniş teraslara oturur. Daha batısında yine ismini kayalığın güneyindeki su kaynaklarından alan Horhor Mezarları, daha kuzeyde Minua Ahırı ve ova düzeyindeki Madır Burç burada bulunan önemli yapı gruplarındandır. Horhor bölgesi ve kayalığın batı ucu su kaynakları bakımından da oldukça zengindir. Bu niteliğini bugün hala devam ettirir.&nbsp;</p>
<p>Sitadeli çevreleyen surlar Urartu döneminden 19. yüzyıla uzanan zaman diliminin izlerini taşır. Bugün hala ayakta kalan sur sistemi birçok noktada Urartu surları üzerinde yükselir. Değişik dönemlerin izlerini surların duvar dokusundan ayırt etmek mümkündür. Ana kayaya oyulmuş temel yatakları üzerinde, iri traverten bazen kireçtaşı ve kum taşı bloklar Urartu Dönemi sur sistemini açıkça yansıtan kalıntılarıdır. Çoğu alanda bu duvarlar üzerinde daha küçük blok taşlarla yükseltilmiş harçlı ve geç dönem duvarları yükselir. Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarında ne yazık ki harçsız inşa edilen Urartu taş duvarlarının araları dahi harçla doldurularak orijinal doku tahrip edilmiştir. Temel yatakları Urartu dönemi surlarının konum ve güzergâhını belirlememizi de olanaklı kılar. Burada bir ayrıntıyı tekrarlamakta yarar var. Özellikle Urartu Dönemi’nde bazı yapıların topoğrafyaya koşut kademeli teraslar üzerinde inşa edilmesi, teras duvarlarının üzerinde yükselen binalar ile savunma sisteminin parçası haline getirilmesine yol açmıştır. Özellikle Yeni Saray, Analı Kız gibi alanlarda ova düzeyinin hemen üzerindeki kayalıklarda başlayan temel yatakları Urartu mimarisinin bu karakteristik yaklaşımının ürünüdür. Böylelikle kuzeyde kademeli doğal teraslar halinde yükselen kayalık, sur temel yataklarına oturtulan yapay teraslarla yapılaşmaya uygun hale getirilmiş ve aynı zamanda yüksek duvarlar sur işlevi görmüştür. Kalenin güney yönü ise daha önce bahsedildiği gibi oldukça diktir. Büyük olasılıkla yapıların oturacağı temel sistemleri için güçlendirilmiş olan Yeni Saray Yukarı Sitadel alanının güneyi dışında kayalığın güney yüzünde herhangi bir sur sistemine ilişkin düzenleme göze çarpmaz.</p>The post <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/kayalarla-butunlesmis-bir-abide-tusba-kalesi/">Kayalarla Bütünleşmiş Bir Abide: Tuşba Kalesi</a> first appeared on <a href="https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com">Tuluyhan Bildiriyor</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://tuluyhanbildiriyor.tuluyhanugurlu.com/kayalarla-butunlesmis-bir-abide-tusba-kalesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
